|
Gazete Tarihi :
|
26 Aralık 2011 Pazartesi
|
Sayı :
|
2315
|
Haber Sayısı :
|
8
|
|
Sanayi kültürümüzü inovasyon ile birleştirmeliyiz |
 Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Gizer, tüm dünyayı saran, başarılı her çalışma ve atılımın ardında, inovasyona verilen değerin yattığını belirterek, "Adanamızı geçmiş dönemlerindeki parlak günlerine döndürmek istiyorsak mutlaka inovasyon ve AR-GE çalışmalarına ağırlık vermemiz gerekiyor. Değişim olmadan gerçek güç ve potansiyelimizi kullanmamız mümkün değil. Adana'nın bundan sonraki süreçteki parolası mutlaka inovasyon olmalıdır" diye konuştu.
Odamız; İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından ''Dalgaları Yöneterek Geleceği Tasarlamak'' temasıyla düzenlenen 10. Sanayi Kongresi'ne Ali Gizer başkanlığındaki Yönetim Kurulu ve Meclis üyelerimizden oluşan 15 kişilik heyetle katıldı. Türk ekonomisinin her yönüyle masaya yatırıldığı, sanayi stratejilerinin tartışıldığı kongrenin, Adana?nın sanayi ve ticareti için önemli mesajlar içerdiğini ve her alanda yararlı geçtiğini belirten Başkanımız Gizer, ?Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ile TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu?nun da konuşmacı olarak katıldığı organizasyonda, başarıya giden tüm yolların inovasyonda birleştiği görüşünde birleşildi. Adana olarak inovasyon anahtarını iyi tahlil edip, geleceğin yol haritasını buna göre çizmemiz gerekiyor" dedi.
İnovasyonu, yaratıcı bir fikri katmadeğere, ardından da pazarlanabilir bir ürüne dönüştürme süreci olarak niteleyen Başkanımız Ali Gizer 10. Sanayi Kongresi?ne ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
"Globalleşen dünya ekonomisi, gelişen bilim ve teknolojinin de katkısıyla her geçen gün küçülüyor ve doğal olarak bir yandan pazar azalırken diğer yandan da rekabet kavramı en üst seviyeye yükseliyor. Bu tıkanıklığı giderebilmenin tek çözüm yolu da inovasyon olarak gösteriliyor. Adana'yı bu çerçevede ele aldığımızda, acilen inovasyona ağırlık vermemiz gerektiği sonucuna varıyoruz. Gerek Adana, gerekse Çukurova'nın yeraltı zenginlikleri, jeopolitik konum ve geçmişten gelen sanayi kültürümüzü inovasyonla birleştirip ülke ekonomisindeki payımızı en üst seviyeye çıkarmamız gerekiyor. Öncelikle, kentte başlayan birliktelik fotoğrafını daha da güçlendirip, kısa süre sonra açıklanması beklenen Yeni Teşvik Yasası?nın kentimizin beklentileri doğrultusunda hayata geçirilmesini sağlamalıyız. Kentin tüm dinamiklerini bir araya getirip, kamu ve özel sektör işbirliğinin en güzel örneğini sergilemeliyiz. Yerel yönetimlerimiz, oda ve borsalarımız ile tüm kurumlarımız ve sivil toplum örgütlerimizin Ankara'daki temsilcilerimiz olan milletvekillerimizle kenetlenerek Adana?nın gelecekteki stratejisini birlikte şekillendirmesi gerekmektedir. 10. Sanayi Kongresi?ni bu görüşler çerçevesinde Çukurova?nın gelecekteki vizyonunun belirlenmesi açısından bir milat olarak değerlendirmeliyiz." |
Arap Baharı'nın Türkiye'ye yansımaları |
 Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Ortadoğu-Körfez Bölgesi Koordinatörü Suzan Cailliau, "Arap Baharı'nın Türkiye açısından bir 'bahar' olarak görülmediğini" söyledi. Özellikle Suriye'nin durumunun bugünlerde belirsiz olduğunu belirten Cailliau, Suudi Arabistan'da da Sunnilerle Şiiler arasında bir gerilim yaşanabileceği uyarısında bulundu.
DEİK ile Akbank işbirliğinde hayata geçirilen, Odamızın yanı sıra Adana Sanayi Odası (ADASO) ve Adana Ticaret Borsası (ATB) tarafından da desteklenen; 'KOBİ İhracat Okulu Projesi' kapsamında gerçekleştirilen; 'İhracatta Fırsatlar: Yeni Sektörler, Pazarlar, İş Modelleri ve İhracatta Devlet Yardımları' konulu söyleşiye katılan Cailliau, Ortadoğu'da yaşanan ve "Arap Baharı" olarak adlandırılan gelişmeleri ekonomi açısından değerlendirdi.
Odamız Meclis salonunda, Dünya Gazetesi Yazarı Şefik Ergönül moderatörlüğünde gerçekleşen toplantıda konuşan ve Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 250'den daha az sayıda çalışanı olan işletmelerin, toplam işletmelerin sayı olarak yüzde 99.89'unu, istihdamın yüzde 50'sine yakınını ve üretimin de yüzde 40'ını oluşturduğunu ifade eden Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Gizer şunları söyledi:
"Ekonomik üretim içinde KOBİ sayısı ve istihdam konusunda Avrupa Birliği ülkeleriyle Türkiye arasında pek fazla fark olmamasına rağmen, katma değer yaratma söz konusu olduğunda ortaya çarpıcı bir tablo çıkmaktadır. Türkiye'de katma değerin yüzde 32'sini sağlayan KOBİ'lerin Avrupa Birliği'ndeki karşılığı yüzde 81'dir. Yani Türkiye'deki KOBİ'ler onca büyüklüğe, yatırıma ve çalışana rağmen ülkenin yıllık üretiminin sadece yüzde 32'sini karşılarken, Avrupa Birliği'ndekiler zenginliğin yüzde 81'ine sahip çıkmaktadır. Bu tablonun en büyük nedeni ise KOBİ'lerin dış ticaret alanında yeterince aktif olamamasıdır. KOBİ'ler küçük hacimleri nedeniyle uluslararası piyasalar yerine dar iç piyasada kalmaktadırlar. 2012 yılı beklentileri arasında en önemli risk olarak görünen cari açıktır. Bu soruna ilişkin en önemli çözüm yöntemi ise elbette ihracatın arttırılmasıdır. İşte bu noktada KOBİ'lerin desteklenmesi gerekliliği hem yakalanan başarılı büyüme rakamlarının devamlılığı, hem de cari açığın kapatılması anlamında büyük önem arz etmektedir. KOBİ'ler kapasite yetersizliklerinin yanında, hızlı balık olmaları, çabuk adapte olabilen yapıları ve oransal olarak hızlı büyüme potansiyelleri ile kanaatimce ülkemiz dış ticareti açısından anahtar rol oynayacaktır."
DEİK Ortadoğu-Körfez Bölgesi Koordinatörü Suzan Cailliau da konuşmasında DEİK'in, Körfez Bölgesi?nde; Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Yemen ile Ortadoğu'da ise; Filistin, Ürdün, Suriye, İran, Irak ve Lübnan ile doğrudan bağlantı kurduğunu anlattı.
Bugün Ortadoğu'nun toplam 284 milyonluk bir nüfusa sahip olduğunu, bunun da dünya nüfusunun sadece yüzde 4'lük bir bölümünü oluşturduğuna dikkat çeken Cailliau, Gayri Safi Yurtiçi Milli Hasıla'ya bakıldığında bölgenin dünya ölçeğindeki payının yüzde 3.2 olarak öne çıktığını söyledi.
Cailliau, bölgede kişi başına düşen milli gelirde ise 2010 yılında ilk sırayı yaklaşık 75 bin dolarla Katar alırken, bunda Katar'ın dünyanın en büyük ikinci sıvı doğalgaz ihracatçısı olmasının önemli bir payı olduğunu dile getirdi. 2010 yılında Türkiye'nin ihracatına bakıldığında; 52.6 milyar dolarla Avrupa Birliği (AB) ilk sırada yer alırken, bunu 31.8 milyar dolarla da Asya pazarı, 18.7 milyar dolarla da Ortadoğu pazarının bulunduğunu kaydeden Cailliau, bu kapsamda da Irak'ın, Türkiye açısından en önemli pazar olduğunu ve bu konumunu da önümüzdeki dönemlerde de sürdüreceğini kaydetti.
Irak'a 2011 Ocak-Ekim döneminde gerçekleştirilen ihracatın 6.6 milyar dolara ulaştığına işaret eden Cailliau, bunun yanında Irak'ı, BAE ve İran'ın takip ettiğini belirtti.
Ortadoğu'ya yönelik olarak gerçekleştirilen ihracatta öne çıkan sektörlerin; inşaat, yapı malzemeleri, ev tekstili, gıda ve tarım ürünleri, mobilya, makine ve aksamları sektörünün yanı sıra turizm, otomotiv ve yan sanayi olduğunu vurgulayan Suzan Cailliau, "Irak'ın ithalatının yüzde 26.4'ü Türkiye'den gerçekleştirilirken, BAE'nin yüzde 14.4'nün, Suudi Arabistan da ithalatının yüzde 9.6'sını Türkiye'den yapıyor. Ama bunlar hala yeterli değil. Bu rakamları aşmamız mümkün ve bu potansiyele de sahibiz" dedi.
Türkiye'nin müteahhitlik hizmetleri bakımından da Ortadoğu ve Körfez bölgelerinde çok güçlü bir konumda olduğunu ifade eden Cailliau, 2010 yılı sonu itibariyle Türk firmalarının 187.6 milyar dolarlık bir işi üstlendiğini, bunun yüzde 25'ini oluşturan 46.8 milyar dolarlık bölümününse Ortadoğu bölgesinde gerçekleştirilirken, Irak'ın yine 10.7 milyar dolarla müteahhitlik alanında en büyük pazar olarak kendisini öne çıkarttığını söyledi.
Cailliau, Arap Baharı?na ilişkin olarak da şunları söyledi:
"Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkileri değerlendirecek olursak; her iki tarafın da birbirini tamamlayıcı özellikleri olduğunu görebiliriz. Özellikle Türkiye'nin bölgede bir 'sanayi üssü' olarak öne çıktığını düşünür, bölgedeki ülkelerin sanayisinin henüz gelişmediğini göz önünde bulundurursak; Türkiye bölge açısından önemli bir sanayi ürünleri tedarikçisi konumunda. Bunun yanında bölgedeki petrol ve doğalgaz üretimine bağlı olarak finansman kaynaklarının güçlü olması ve tüketimin de yüksek olması Türkiye için bir avantaj. İşçilik ve uzmanlık konusunda bölge çok zayıf. Bu konuda ülke olarak onlara eğitim verebiliriz."
Bölgede yaşanan ve 'Arap Baharı' olarak yorumlanan olaylara, Türkiye açısından bir 'bahar' denilmesinin mümkün olmadığını kaydeden Cailliau, özellikle Suriye'nin durumunun bugünlerde belirsiz olduğunu ve yarın ne olacağını kimsenin bilmediğini dile getirdi.
Cailliau, Suriye'de yaşanan gelişmelere ilişkin olarak şu görüşleri dile getirdi:
"Suriye ile daha önce yapılan; 'Serbest Ticaret Anlaşması' askıya alındı. Taşımacılık sektöründe bugün problemler yaşanmaya başladı. Suriye üzerinden Suudi Arabistan'a yapılan taşımacılık durma noktasına geldi. Bu durumdan transit ticaretimiz de olumsuz etkileniyor. AB ve ABD'nin uyguladığı ambargolardan dolayı bankacılık ilişkileri durdu. Suriye, AB'ye yönelik ham petrol ihracatı yapamaz hale gelirken, bu durum ülkede finans sıkıntısına neden oluyor. İş yapan firmalarımız, Suriye'de nakit olarak iş yaparken, buna; 'sınır ticareti' de diyebiliriz."
Suriye'de son birkaç ayda özel mevduat hesaplarından 2 milyar dolarlık bir para çekilirken, 2010 yılında 6 milyar dolarlık bir gelir elde edilen turizm sektörü adeta durma noktasına geldi. Tüm bunlara bağlı olarak Suriye'nin durumu bizim için çok belirsiz ve olumsuz." |
Türk ekonomisi krizleri fırsata çevirdiğini gösterdi |
 Türk ekonomisindeki kırılganlıkların azaldığını bildiren Odamız, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan büyüme ve işsizlik rakamlarının ekonomideki canlılığının ve hareketliliğinin en önemli kanıtları olarak değerlendirildiğini, Avrupa ülkelerinde yaşanan krizlerin olumsuz yansımalarının dengelenmesi halinde 2012 yılının Türk ekonomisinin atılımları bakımından bir dönüm noktası olacağına inanıldığını açıkladı.
Odamız, büyüme ve işsizlik rakamlarının, küresel çalkantılar ve belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisinin hem dinamizmini hem de direncini tüm dünyaya kanıtladığını da bildirdi.
2011 yılı üçüncü döneme ilişkin Gayri Safi Yurt İçi Hasıladaki büyüme oranına göre, üçüncü çeyrekte yüzde 8,2?lik büyüme gerçekleştiren Türkiye'nin, ilk dokuz ay gözönüne alındığında yakaladığı yüzde 9,6'lık oranla, 9.4 büyüyen Çin'in de önünde dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu bildiren Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Gizer, Türk ekonomisinin 2023 yılı hedeflerine emin adımlarla ilerlediğini vurguladı.
GSYH rakamları, 2011 yılı ilk dokuz aylık döneminde reel olarak yüzde 9,6 oranında büyüme kaydeden Türkiye?nin, bu gerçekleşme ile OECD, Avrupa Birliği ve G20 ülkeleri arasında çok güçlü büyüme performansı gösteren sayılı ülkeler arasında da yer aldığını kaydeden Gizer, Türk özel sektörünün global ekonomik krizin etkilerini derin bir şekilde yaşamış olsa da, krizi fırsata çevirme fırsatı bulduğunu söyledi.
"Açıklanan büyüme rakamları ülkemiz adına memnuniyet verici, fakat büyüme cari açığın azalması ile daha anlamlı hale gelecektir? diyen Ali Gizer sözlerini, ?Büyümede ihracatın önemli katkısı olmuş ve uzun yıllardan sonra ithalatımız, ihracatımızın gerisinde kalmıştır. Fakat bu olumlu gelişmeye karşın Türkiye'nin dış ticaret açığı ekim ayı itibarıyla 90 milyar dolara ulaşmıştır. Dolayısıyla büyümemize paralel olarak artan cari açığımız önümüzde yine çözülmesi gereken önemli bir sorun olarak duruyor. Bu bakımdan cari açığın azaltılmasına yönelik tedbirlerin daha da kapsamlı bir şekilde ele alınmasına ihtiyaç bulunmaktadır" şeklinde sürdürdü:
"Küresel krizin etkisiyle 2009 yılının ilk çeyreğinde yüzde 14.7 küçülmeyle Cumhuriyet tarihinin en büyük daralmalarından birini yaşayan Türkiye ekonomisinin, o dönemde 4 çeyrek üst üste yaşanan kesintisiz daralmayla birlikte Avrupa'daki kabul edildiği biçimiyle teknik anlamda resesyona girdiğini, Türk ekonomisinin ekonomide son dönemlerde yaşanan toparlanmaların ardından ise son 8 çeyrektir ise kesintisiz büyüme gösterdiğini aktaran Gizer, Yönetim Kurulumuz adına yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"TÜİK'in verilerine göre, Türkiye ekonomisi 2008 yılının son çeyreğinde yüzde 7, 2009 yılının birinci çeyreğinde yüzde 14.7, ikinci çeyreğinde yüzde 7.8, üçüncü çeyreğinde yüzde 2.8 küçülmüştü. 2009 yılının son çeyreğinde yüzde 5.9 büyüyen ekonomi, revize rakamlarla 2010 yılının birinci çeyreğinde yüzde 12.2, ikinci çeyreğinde yüzde 10.2, üçüncü çeyreğinde yüzde 5.3, dördüncü çeyreğinde yüzde 9.2 büyümüştü. Türkiye ekonomisi büyüme eğilimini 2011 yılının 3 çeyreğinde de sürdürdü. Ekonomi 1. çeyrekte yüzde 12, ikinci çeyrekte yüzde 8.8 büyümüştü. Büyüme oranı üçüncü çeyrekte de yüzde 8.2 olarak gerçekleşti. Bu rakamlar doğrultusunda bir değerlendirme yaptığımda, 2012 yılının Türkiye için çok iyi geçeceğine, yükseliş trendinin 2011 yılındaki kadar yüksek olmasa bile devam edeceğine inanıyorum. Hükümetimiz tarafından, Avrupa ülkelerinin çoğunda yaşanan olumsuzlukların Türkiye'ye yansımalarının önlenebilmesine yönelik tedbirlerin hayata geçirilmesiyle Türkiye ekonomisinin, 2012 yılında da dünya ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomilerden biri olmaya devam etmesi beklenmektedir."
Türkiye ekonomisinin yılın ilk dokuz ayında kaydettiği büyümenin istihdam yaratan bir büyüme olduğuna da dikkat çeken Ali Gizer, pek çok ülkede işsizlik oranlarının yüksek seviyede seyrettiği bir dönemde Türkiye'de işsiz sayısının hızla azaldığını söyledi. TÜİK rakamlarına göre, Türkiye'de 2011 yılı Eylül döneminde işsizlik oranının yüzde 8,8'e gerilediğini, geçen yılın Eylül döneminde 2 milyon 934 bin kişi olan işsiz sayısının, bu yılın aynı döneminde 2 milyon 398 bin kişiye düştüğünü kaydeden Gizer, istihdamın da 22 milyon 973 binden, 24 milyon 749 bin kişiye çıktığını vurguladı. |
ÇKA desteklerinden mutlaka yararlanılmalı |
 Çukurova Kalkınma Ajansı (ÇKA) Genel Sekreteri Veysel Parlak, yaklaşık üç yıldan bu yana hizmetveren kuruluşun, kredi ve desteklerden yararlanma koşullarının daha da iyileştirildiğini belirterek, "2011 mali destek miktarı 27 milyon TL'ye yükseltildi. Bunun yanında, firma ve kuruluşlarımızın destek ve hibe programlarından en etkili şekilde yararlanabilmesine dönük olarak çeşitli iyileştirmeler sağlandı. Herkesin bu desteklerden yararlanması için çaba harcaması gerekiyor" dedi.
Adana?nın ekonomik potansiyelinin en iyi şekilde kullanılarak, Türkiye sıralamasındaki gerçek yerini alabilmesine yönelik çalışmalar yürüten Odamız, üyelerimizi Çukurova Kalkınma Ajansı?nın hibe ve destek programlarından nasıl yararlanabilecekleri yönünde bilgilendirdi. Odamız Meclis Salonu?nda gerçekleşen ve yoğun katılıma sahne olan toplantıda konuşan Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Gizer, ekonomik anlamda sınırların birer birer ortadan kalkmasıyla hızla globalleşen dünyada, uluslararası ticaretin artırılabilmesi ve işletmelerimizin uluslararası rekabette avantajlı bir pozisyon alabilmeleri için etkin bir destek mekanizmasının gerekliliğinin kaçınılmaz olduğunu söyledi.
Başkanımız Ali Gizer, Çukurova Kalkınma Ajansı'nın kurulmasından bu yana geçen kısa sürede sosyal ve iktisadi program destekleriyle, bölgemizdeki kurumlar, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve birçok işletmeye önemli hibe destekleri sağlandığına işaret ederek, "Türkiye ekonomisinde tarihten beri en önemli merkezlerden biri olan Adana'nın, proje ve destek mantığının en doğal sonucu olarak -iyinin desteklenmesi- prensibi kapsamında ilimizin öncelikle ve özellikle desteklenmesi akılcı olacaktır. Adana Türkiye ekonomisine kazandırdığı onlarca büyük iktisadi işletme ve şirketler grubunun yanında, sağladığı büyük katma değerle de desteklenmeyi fazlasıyla hak etmektedir. Bu bağlamda Çukurova Kalkınma Ajansı tarafından sunulan destek hizmetlerinin çeşit ve miktar bakımından artırılması gerekmekle birlikte, işletmelerimize ve kurumlarımıza da, daha fazla sayıda, daha nitelikli projeler üreterek bu sürece destek verme görevi düşmektedir" dedi.
Çukurova Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Veysel Parlak da konuşmasında, Adana ve Mersin için 2011-2012 yıllarında kullanılmak üzere ayrılan mali destek miktarının 27 milyon TL olduğunu söyledi.
Toplam hibenin en büyük payı olan 17 milyon TL?nin işletmelerin kullanımına tahsis edildiğini ifade eden Parlak konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
"Bu yıl desteklenen hedef sektörler; tarım ve gıda imalatı, ayakkabı imalatı, makine ve metal eşya imalatı ve ülkemizde üretimi olmayan imalat sanayi ürünlerinin üretimi olarak belirlendi. İşletmelere sağlanan destek miktarı önceki programlarda işletme başına yüzde 40 ve 400.000 TL iken yeni programda oran ve miktar yüzde 50 ve 500.000 TL'ye yükseltildi. Projelerini kendi imkanlarıyla yapabilecek olan işletmelerin kapsam dışına alınması taleplerini karşılamak amacıyla destekten yararlanabilecek işletmeler için bilanço büyüklüğünün 25 milyon TL'den küçük olma kuralı 15 milyon TL'den küçük olma olarak revize edildi. Böylece desteklerin büyük işletmeler yerine desteğe daha çok ihtiyaç duyan küçük ve orta büyüklükte işletmelere yaygınlaştırılması sağlanması hedeflenmiştir. Sosyal kalkınma kapsamında sunulan ve kar amacı gütmeyen kurum ve kuruluşların kullanımına da 10 milyon TL hibe tahsis edildi ve sunulan projelere sağlanan destek oranı ise yüzde 85'ten yüzde 90'a çıkartıldı. Sonuç olarak Çukurova Kalkınma Ajansı olarak Adana ve Mersin?deki işletmelerimizin rekabet gücünün artırılmasına yönelik her türlü kolaylığı sunmak için olağanüstü çaba gösteriyoruz. Bu hibe programlarından yararlanılmasının tek koşulu, yapılacak işin çok iyi şekilde projelendirilmesidir. Ajansımıza gelen projeler, destek miktarına göre üstten alta doğru sıralanarak desteklenmektedir. Dileyen herkes bizlere ulaşarak, proje hazırlama eğitimlerimize katılabilir." |
Teknolojiyi ithal etmek yerine kendimiz geliştirmeliyiz |
 Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) Başuzmanı Mahmut Kiper, inovasyonun ekonomik değertaşıyan yeni bir ürün, süreç veya hizmetin pazara sunulması ya da rekabet üstünlüğü sağlayan ve bu sayede para kazandıran yaratıcılık olarak değerlendirildiğini belirterek, TTGV'nin birinci amacının da değişim yapmak isteyen firmaların yeni teknolojiler üretmesine destek sağlamak olduğunu söyledi.
Odamız Avrupa İşletmeler Ağı Akdeniz Ofisi'nin, uluslararası rekabetin en önemli unsuru olan Ar-Ge ve yenilikçilik alanlarında üyelerimizi teşvik etmek amacıyla düzenlediği bilgilendirme toplantılarının son halkasını TTKV oluşturdu. Meclis salonumuzda gerçekleşen toplantıya konuşmacı olarak TTGV Başuzmanı Mahmut Kiper ve Serkan Bürker katıldılar. Genel Sekreterimiz Ahmet Nevruz ile Genel Sekreter Yardımcımız Birol Yarman'ın yanı sıra çok sayıda üyemizin hazır bulunduğu toplantının ilk bölümünde Mahmut Kiper tarafından, Yenileşim Altyapısı ve Yenileşme Faaliyetleri Nedir" konulu sunum yapıldı. Kiper sunumunda, yenileşmeye ilişkin şu görüşlere yer verdi:
"Yenileşim yapabilme yeteneği birçok konuda sahip olunan kapasitelerle doğrudan ilişkilidir. Bu kapsamda başta kuruluşun mevcut insan kaynağı niteliği, yetkinliği ve çalışanların takım çalışmasına yatkınlığı olmak üzere ileri Ar-Ge ve test/analiz ekipman mevcudiyeti, ulusal ve uluslararası işbirliği ağ yapılarında yer alabilme kapasitesi ile ulusal ve küresel inovasyon destek sistemlerinden yararlanabilme eşiği yenileşim altyapısını oluşturan ve biri diğerini besleyen başlıca unsurlardır. Kuruluşun Yenileşim Sistemi kapsamında bir miktar farkındalığı vardır ancak katedilmesi gereken çok mesafe vardır. Kurumun yenileşim stratejileri henüz mevcut değildir. Firmada yenileşim kavramı hakkında bazı kişilerin farkındalığı mevcuttur ancak henüz bu konuda yaygın eğitimlere ve çalışmalara başlanmamıştır. Yenileşim faaliyetleri ve organizasyonu ile ilgili henüz önemli bir gelişme yoktur. Yenileşimle ilgili çalışmalar için sistematik ve dokümanter bir yaklaşım şimdilik gerekli görülmemektedir. Mevcut cihazlar ve kullanılan teknolojiler yeterli bulunmakta ve daha ileri ve yenileri düzenli bir şekilde takip edilmemektedir. Şirket bünyesinde bazı iyileştirmeler 'yenileşim çalışmaları' olarak yeterli görülmektedir. Yenileşim çalışmalarında dış finansman desteğine ve üniversiteler ve diğer kuruluşlarla işbirliğine ihtiyaç duyulmamaktadır. Piyasada bilinen bir marka veya alınmış bir patent yoktur. Kurumda yenileşim çıktılarının değerlendirilmesine ve sonuçlarının ölçümüne ilişkin bir yaklaşım henüz mevcut değildir."
Kiper, sözlerinin sonunda ithal teknolojinin kalıcılıktan uzak bir yöntem olduğuna da işaret ederek, "Teknolojide kalıcı bir yetkinlik kazanılmasında, ithal teknoloji, hiçbir biçimde, sağlam bir bilim temelinin ve yerli inovasyon kapasitesinin yerini tutmaz. Asıl vurgulanması gereken nokta, yaparak öğrenme ve araştırarak öğrenme yoluyla know-how?ın kendimize mal edilmesidir" diye konuştu.
TTGV Uzmanı Serkan Bürker, yaptığı açıklamada, TTGV'nin 'İleri Teknoloji Projeleri Desteği', tarımsal atıklardan yüksek katma değerli biyoürün üreten, ileri malzeme ve hassas üretim teknikleri kullanan, yenilenebilir enerji, gıda teknolojileri, biyomedikal teknolojileri, iklim değişikliğine uyum teknolojileri alanlarından gelen ileri teknoloji projelerine madde destek sağladığını söyledi.
TTGV'nin 'Çevre Destekleri'nin ise çevre teknolojileri temiz ve sürdürülebilir üretim, enerji verimliliği ile yenilenebilir enerji alanlarında sanayi kuruluşları tarafından gerçekleştirilen uygulama projelerine finansman sağladığını belirten Bürken, "TTGV, 1991 yılında Türkiye Cumhuriyeti ile Dünya Bankası arasında imzalanmış olan bir uluslararası anlaşma gereğince, 24 özel sektör, 6 kamu, 10 şemsiye kuruluş ve 14 gerçek kişinin bir araya gelmesi ile kurulmuş bir vakıf. Geçen 20 yılda 950 projeye 300 milyon dolardan fazla destek sağlanmıştır" dedi. |
Adana ekonomisi 60 girişimci daha kazandı |
 Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Gizer kent ekonomisinin en üst seviyelere taşınmasının girişimci sayısının artmasıyla mümkün olacağını belirterek, ?Adana ekonomisine kazandırılan her girişimci, başta istihdam ve sosyal refah olmak üzere tüm temel göstergelerin artması yönünde atılan önemli bir adımdır. Adana Ticaret Odası olarak, girişimcilerimizin ekonomiye kazandırılması, fikirlerinin hayata geçirilmesi için tüm gücümüzü kullanacağız" dedi.
Odamız ile KOSGEB tarafından düzenlenen, "Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi'nde başarılı olan 60 kursiyere sertifikaları verildi. Odamız?da düzenlenen törende konuşan Başkanımız Ali Gizer, Türk ekonomisinin en önemli hedeflerinden birinin girişimcilik ruhunun her kesime yayılması olduğunu ifade ederek, "Girişimcilik, istihdam ve üretimin temel lokomotifidir. Girişimciliğin olmadığı bir ortamda ne üretim, ne istihdam, ne de katmadeğerden bahsedilemez. Bölgemizin ticaretine yön vermek, yeni üretim ve istihdam alanları oluşturmak, ancak yeni girişimcilerimizin sayısının artmasıyla gerçekleşebilir. Bu tür eğitimler, bizleri her geçen gün hedefimize biraz daha yaklaştırıyor" dedi.
Girişimciliğin yaygınlaştırılması için çok sayıda devlet desteği bulunduğuna da işaret eden Başkanımız Ali Gizer konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Adana ekonomisi bugün 60 girişimci kazandı. Ancak hak ettiğiniz bu sertifika, bir süre sonra yeterli olmayacak. Çünkü burada sertifika ile başlayan süreç, sizleri daha da büyük düşünmeye itecek. Bu tür eğitimler, projesi olan yeni iş fikirleri üretebilen girişimciler için büyük bir fırsattır. Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirerek, doğru hamleler ve emin adımlarla ilerlemek sizlerin gelişmesinde önemli bir rol oynayacaktır. Gerek Odamız, gerekse bünyemizde faaliyet gösteren ve sizlere Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi?ni veren Avrupa Birliği İş Geliştirme Merkezi (ABİGEM) ile bundan sonraki süreçte de yanınızda olacağız. İşlerinizin geliştirilmesi ve yeni fikirlerinizin en rantabl şekilde hayata geçirilmesi yönünde her türlü danışmanlık desteğini sunmaya hazırız. Çünkü sizlerin büyümesi, gelişmesi, her yönüyle Adana ekonomisine katkı olarak yansıyacaktır. Uygulamalı Girişimcilik Eğitim programı neticesinde, risk alabilen, farkındalık oluşturan yenilikçi, araştırmacı kendi işinin patronu, vizyon ve misyon sahibi siz yeni girişimci adaylarının en kısa zamanda işletmelerinizi kurarak, hazırladığınız iş planlarıyla KOSGEB'den destek alacağınıza inancım tamdır." |
Rekabetçiliğin Desteklenmesi Programı |
 Odamız'da, gıda sektöründe faaliyet gösteren üyelerimize yönelik olarak, 'Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi Programı" kapsamında bir bilgilendirme toplantısı düzenlendi.
Toplantıya, Meclis Başkanımız Behiç Pakyürek, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcımız Atilla Menevşe, Meclis ve Meslek Komitesi üyelerimizin de aralarında bulunduğu sektörde faaliyet gösteren üyelerimiz katıldı. Toplantıda, Dış Ticaret Şefimiz Burçin Teymen ve ABİGEM Direktörümüz Tolga Yanar, Ekonomi Bakanlığı tarafından yürütülen ve işletmelerin dış pazarlara açılmalarına destek olmak amacıyla işletmeci kuruluş statüsünde Ticaret Odaları'na proje hazırlama imkanı tanıyan program hakkında üyelerimize bilgi sunumunda bulundular. Etkinliğin ardından toplantıya katılan üyelerimiz projeye katılma taleplerini taahhütname imzalayarak Odamıza teslim etti. |
Odamız "Deprem Koordinasyon Toplantısı" düzenleyecek |
 Odamız 42. Grup Mimarlar, Mühendisler, Yapı Denetim Firmaları ve Teknik Danışmanlar Meslek Komitesi, kentteki deprem riskinin gözardı edilmemesi gerektiğini belirterek, Odamızın koordinasyonunda, Valilik ve ilgili meslek odalarının da katılımlarıyla bir toplantı düzenlenmesi konusunda karar aldı.
42. Grup Mimarlar, Mühendisler, Yapı Denetim Firmaları ve Teknik Danışmanlar Meslek Komitesi Halil Avcı Başkanlığı?nda toplandı.
Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Gizer'in de katıldığı toplantıda, Yönetim Kurulu ve Meslek Komitesi üyemiz Tarkan Kulak, Komite BaşkanYardımcısı ve Meclis üyemiz Naim Çetin ile Komite üyeleri Murat Dilmen, Yalçın GürgenTamer Gülcan ve Yaşar Biniciovat da hazır bulundular.
Toplantı sonunda yapılan açıklamada, "Adana'nın deprem bölgesinde yer alması nedeniyle kentteki yapıların depreme dayanıklılığının belirlenmesi ve olası bir depreme hazırlıklı olmak amacıyla, Odamız öncülüğünde Valilik, Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı, TMOB, İnşaat Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası v.b kuruluşlarla işbirliği yapılarak bir koordinasyon toplantısı düzenlenmesine karar verildi? görüşleri dile getirildi. |
|