ATO Gazetesi
Gazete
Gazete Tarihi : 03 Mayıs 2010 Pazartesi Sayı : 2259 Haber Sayısı : 10
E-haciz uygulaması ekonomiyi baltalıyor

İş dünyası, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) prim alacaklarında başvurduğu e-haciz uygulamasından vazgeçilmesini istedi.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Ticaret Odaları Konseyi toplantısı TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun ev sahipliğinde yapıldı.

TOBB Ticaret Odaları Konseyi Başkan Yardımcılığı görevini de yürüten Yönetim Kurulu Başkanımız Şaban Baş?ın da katıldığı toplantının ardından yapılan açıklamada, ticaret sektörünün sorunlarının detaylı biçimde görüşüldüğü belirtilerek, bu çerçevede hazırlanan ortak bildiri kamuoyuyla paylaşıldı.

Ortak bildiride, ekonominin canlanması ve kayıtlı çalışmanın artmasının önündeki engellerden birinin yüksek lojistik ve ulaşım maliyetleri olduğu vurgulandı. Akaryakıt üzerinde devam ettirilen yüksek vergilemenin, bütçe imkânları çerçevesinde orta vadede yeniden belirlenmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Açıklamada, SGK'nın prim alacakları için mükelleflerin banka hesaplarına hiçbir uyarıda bulunmadan haciz koyması üzerine işletme sermayeleri bloke edilen şirketlerin zor durumda kaldıkları ve faaliyetlerini sürdürmelerinin tehlikeye girdiği belirtildi.
TOBB, yüksek lojistik ve ulaşım maliyetlerini, ekonominin canlanması ve kayıtlı çalışmanın artmasının önündeki engellerden biri olarak gösterdi. Açıklamada, "Akaryakıt üzerinde devam ettirilen yüksek vergileme, bütçe imkânları çerçevesinde orta vadede yeniden belirlenmelidir. Akaryakıt üzerindeki yüksek vergilemeden dolayı 10 numara yağ kullanımının artması, haksız rekabete, kayıtdışı ekonominin büyümesine, makine ve teçhizatın zarar görmesine ve çevre ile insan sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğmasına neden olmaktadır. Bunun önlenmesi için hem denetimlerin artması hem de akaryakıt ürünleri üzerindeki farklı ÖTV uygulamalarının azaltılması gerekmektedir" görüşüne yer verildi.

Konsey, benzer şekilde tütün ve alkollü içecekler üzerindeki vergi yüklerinin artmasının kaçakçılığı tetiklediğine ve özellikle turistik bölgelerde ölümleri artırma riski taşıdığına işaret etti.
Rekabet eşitliği sağlanmalı

Son dönem TL'nin hızlı değerlenmesinin özellikle emek yoğun sektörleri olumsuz etkilediğine de değinen TOBB, gündemdeki Perakende Yasa Tasarısı'nın da sektörde artan verimlilik ve kayıtlı çalışmaya sekte vurmayacak şekilde çıkarılmasını istedi. Ayrıca KOBİ'lerin markalaşması ve "private-label" şeklindeki haksız rekabet unsurlarının dengelenmesi gerektiği belirtildi. Organize Sanayi Bölgeleri'ndeki (OSB) kaynak israfına karşı doluluk oranının yüzde 75'i geçmemesi halinde yeni yatırımlara başlanmamasının yerinde bir karar olduğu ifade edilen açıklamada, uygulamanın bazı ilçelerde sanayinin gelişmesini sekteye uğratma riski taşıdığına da dikkat çekildi. Bu nedenle OSB'lerdeki riskin doğru yönetilmesine olanak tanıyacak değişikliğin faydalı olacağının altı çizildi. Konsey, dış ticaret açığındaki hızlı artışa rağmen ithalatta kaldırılan TSE denetimlerinin kalitesiz ürünlerin ülkeye girişini kolaylaştırarak haksız rekabet yarattığı eleştirisinde de bulundu.

YÖREX'e Tescilli Adana Kebabı damgası

Antalya Ticaret Borsası, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası, Batı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme Vakfı işbirliğiyle düzenlenen ve TOBB tarafından da desteklenen 1. Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX'te, Tescilli Adana kebabı rüzgarı esti. Fuar girişinde oluşturulan mangal tezgahında, başta TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu olmak üzere fuarı ziyaret eden tüm Oda ve Borsa başkanlarına Tescilli Adana Kebabı ikram edildi.

1.Yöresel Ürünler Fuarı (YÖREX) Antalya Expo Center'da açıldı. Yönetim Kurulu Başkanımız Şaban Baş, Yönetim Kurulu Üyemiz Sadık Batuman, Kebap Denetleme Komisyonu Başkanı Vedat Bayraktar ile Adana Kabapçılar ve Lokantacılar Odası Başkanı Şefik Aslan'ın da katıldığı açılış töreninde konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin 81 ilini sürekli gezdiğini belirterek, yöresel ürünlerin çokluğuna dikkati çekti. Hisarcıklıoğlu, yöresel ürünlerin rekabet edebilmesi için yeni açılımlara ihtiyacı olduğunu söyledi.

Törene katılanlara "Çok para kazanmak istiyor musunuz?" diye seslenen Hisarcıklıoğlu, şöyle konuştu:

"Çok para kazanmak istiyorsanız farkındalık ve marka yaratacaksınız. Ürünlerinizde, şirketlerinizde markalaşacaksınız. Marka olursanız cebinize 10 kat para girer. Bizim girişimci ruhumuz var. Alın terinin yerine artık akıl terimizi kullanmak zorundayız. Akıl teri ile ön plana çıkmamız lazım. Eğer akıl terini ön plana çıkarabilirsek küresel rekabette var olabiliriz. Şu ana kadar 130 yöremizin ürünü tescil edilmiş. 160 kadar üründe tescil edilmeyi bekliyor. Şehirlerimizi, ürünlerimizi ön plana çıkarmak istiyorsak yöresel ürünlerimizi şehrin ad ı ile ön plana çıkarıp tescil ettirmeliyiz. 30 yıl önce Avrupa'da yoğurt kelimesini bilen yoktu. Ama şimdi, Avrupa bizim yoğurdumuzu bize satmaya çalışıyor. Niye yoğurdu meyveli yapmış, farklı ürün koymuş... Kimin markasıyla bu ürünü bize satıyor kendi markasıyla... Yoğurdu, meyveli yoğurdumuzu kaptırdık. Elimizdeki değerlere sahip çıkmalıyız. Hazır yiyen olmamalıyız. Hazır yiyen olursak, komşumuz gibi oluruz."

Konuşmasında kadın girişimcilerin önündeki engellerin de aşılmasını isteyen Hisarcıklıoğlu, kadın girişimcilerin işlerinin kolaylaştırılması gerektiğini belirtti. Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:
"Kadın girişimcilerin işi çok zor. Hem girişimcilikle uğraşıyorlar. Hem de biz erkeklerle uğraşıyorlar. En büyük problem biz erkekler. Erkekler başlı başına problem zaten. Zengin olmak istiyorsanız kadın girişimciyi desteklemeliyiz. Kadınların istihdam içindeki payı yüzde 25. Türkiye'de nüfusun yarısı kadın. Oysa girişimci kadın sayısı ise yüzde 7 civarında. Kadınları israf ediyoruz. Özellikle kadın girişimcileri yok ediyoruz."

Türkiye'nin dünyada 17. en büyük ekonomi olduğunu, tarım sektöründe ise 8. sırada bulunduğunu anlatan Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:

"Dünyada en büyük sorun çevre ile birlikte gıda ve içecek sorunu. İleride bu konuda daha da büyük sıkıntı yaşanacak. Makarna üretiminde İtalya'dan sonra dünyada ikinci sıradayız. Bunun için toprağa sımsıkı sarılmalıyız. Küresel krizde sanayi ürünleri ihracatımız çok azaldı. Ancak tarımsal ürün ihracatımız ise arttı. Türkiye 5 üründe Dünya birincisi 23 üründe ise beşinci s ırada yer alıyor. Avrupa'da 12 bin bitki türü bulunurken sadece Türkiye'de ise 13 bin bitki türü var. Bunu tarım ekonomisine, gıda ekonomisine çevirmeliyiz. Anadolu toprakları bereketli ama bu bereketi iyi anlayıp pazarlamalıyız."

Antalya Valisi Alaaddin Yüksel, Isparta Valisi Ali Haydar Öner, Burdur Valisi İsmail Özçimen ve TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu'nun açılışını gerçekleştirdiği fuarda en büyük ilgili Odamızın standı çekti. Fuar girişinde oluşturulan tezgahta, katılımcılara Tescilli Adana Kebabı sunumu yapıldı. Kolcuoğlu Restaurant tarafından hazırlanan üç metrelik kebabı ilgiyle izleyen ve bir dürüm yiyen Hisarcıklıoğlu, "Adana Kebabı çok nefis olmuş. Adana Ticaret Odası'na, tescil alarak bu muhteşem tadın önümüzdeki yüzyıllara bozulmadan aktarılmasını sağlamasından dolayı teşekkür ediyorum" dedi.

Yönetim Kurulu Başkanımız Şaban Baş da, Türkiye'nin 81 ilinin katıldığı Yörex Fuarı'nda Adana'nın kebabıyla ön plana çıkmasının sevindirici olduğunu belirterek, "Her kentin ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri vardır. Bu özelliklerin tümünün birden gündeme gelmesi zor. Bu özelliklerin mutlaka bir lokomotifi olmalı. Adana Kebabı da, tescil etmemizin ardından kentimizin en önemli sembolleri arasına girdi. Kebabı tescil etmemiz, ürünün gelecek nesillere aynı damak tadı ile taşınmasını sağlamanın yanı sıra, Adana'nın diğer özelliklerinin de tanıtımına önemli katkı sağlamıştır" diye konuştu.

Denizbank'tan üyelerimize finansman desteği

Üyelerimizin finansman sıkıntılarının çözümlenmesine yönelik girişimlerde bulunan Odamız, Denizbank ile 72 aya kadar uzatılan vadeler, 1,09 ile 1,25 faiz oranlarıyla işletme sermayesi finansmanı kredisi protokolü imzaladı.

Denizbank Finansal Hizmetler Grubu Başkanı Hakan Ateş, imza töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye'de 2,5 milyonun üzerinde KOBİ bulunduğunu, ancak, bunlardan sadece yüzde 20'sine bankacılık hizmeti götürülebildiğini, oysa gelişmiş ülkelerde bu oranın yüzde 50'lerin de üzerinde olduğunu bildirdi.

Ateş, yurt içinde 450, yurt dışında 12 şube ile hizmet verdiklerini, özel bankalar arasındaki büyüklük kıyaslamasında altıncı sırada yer aldıklarını ve geçen yıl karlılığını en fazla artıran banka olduklarını ifade ederek, ''Kredi mevduat oranımız yüzde 126'da. Yani, mevduatlarımızın tamamını değerlendirdiğimiz gibi, yurt dışından temin ettiğimiz fonları da finansmanda kullanıyoruz'' dedi.
KOBİ'lerin önemine dikkati çeken Ateş, bu kapsamda, çok çeşitli kredi seçeneklerinin bulunduğunu, son olarak uyguladıkları işletme finansmanı kredisinin son derece cazip koşullarda olduğunu ifade etti.

Ateş, 72 aya kadar uzatılan vadeler ve limit sınırı bulunmayan kredi seçeneğinde faiz oranının yüzde 1,09 ile yüzde 1,25 arasında değiştiğini belirterek, ''Sermayeye destek olarak da adlandırabileceğimiz bu krediyi Adana'daki KOBİ'lerin de hizmetine sunmanın memnuniyetini yaşıyoruz. Bu kredi türü, yatırım yapma zarureti olmayan uzun vadeli bir kredidir ve bankamız tarafından işletmelerin önlerini daha rahat görebilecekleri bir şekilde düzenlenmiştir'' diye konuştu.

Ateş, Yönetim Kurulu Başkanımız Şaban Baş'ın, ''KOBİ'lerin en fazla yakındıkları konu kredi verilirken SGK ve vergi borcu bulunup bulunmadığının sorgulanması. Bu şekilde borçları olan üyelerimize de kredilerden faydalanabilme imkanı sağlanacak mı?'' şeklindeki sorusu üzerine şunları kaydetti:

''E-devlet imkanıyla artık bir tuşla kredi talebinde bulunan kişilerin SGK ya da vergi dairelerine borçlarının bulunup bulunmadığını sorgulayabiliyoruz. Çünkü, biz bunları sorgulama-dığımızda verdiğimiz krediye artık alacaklı kurum anında online sistemle el koyabiliyor. Bu durumda alınan kredi amacında kullanılmamış oluyor. Ancak, bizim vergi ya da SGK borcu bulunup da bunları ödemek için kredi talebinde bulunanlara da kapımız açık. Bu ayrı bir kredi türü olarak değerlendirilir. Ancak, KOBİ kredisi verirken borçları sorgulamak zorundayız.''

Çukurova'da tarımı destekleyen bankalar arasında Ziraat Bankası'ndan sonra ikinci sırada yer aldıklarını anlatan Hakan Ateş, "Biz tarımsal ürünlerle yola çıktığımızda diğer bankalar buna pek anlam verememişti ama şimdi bizim açtığımız yoldan ilerlemeyle başladılar. Halen 260 bini üretici kart sahibi tarım işletmesi olmak üzere toplam 350 bin tarım müşterimiz bulunuyor. Denizbank olarak karlılığımızı sadece reel bankacılık yaparak artırmaya gayret ediyoruz" dedi.

Yönetim Kurulu Başkanımız Şaban Baş da protokol imza törenindeki konuşmasında, ekonomik krizin etkilerinin hız kestiği, ancak, tamamen ortadan kalkmadığını belirterek, ''Bu dönemin hızlı bir şekilde atlatılabilmesi için en önemli unsur nakit paradır'' dedi.

Üyelerimizin, sorunlarını en rahat şekilde aşabilmeleri için bugüne kadar farklı bankalarla kredi protokolleri imzalandığını anımsatan Baş, şunları kaydetti:

''Denizbank ile imzaladığımız bu protokolün bunalımlı dönemden kurtulmaya çalışan bölgemiz ekonomisine önemli katkı sağlayacağına inanıyorum. Bu protokol, hem üretimde değerlendirilemeyen kaynakların ekonomiye kazandırılması, hem de nakit sıkıntısından dolayı ayakta kalma mücadelesi veren işyerlerini kapatmamak için direnen KOBİ ve benzer işletmeler açısından büyük önem taşıyor.''

Protokolü, kent ekonomisine dinamizm kazandırılması yönünde önemli bir adım olarak nitelediğini de vurgulayan Başkanımız Şaban Baş, üyelerimize böylesine uygun koşullarla kredi imkanı sağlamalarından dolayı Denizbank yöneticilerine teşekkür etti.

Protokol imza törenine Denizbank İşletme ve Tarım Bankacılığı Grubu Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Sun, Çukurova Bölge Müdürü Engin Eskiduman, şube müdürleri ile Genel Sekreterimiz Ahmet Nevruz da katıldı.

"Spekülatörlerin faturası besiciye yüklenmesin"

Hayvancılık sektörünün uygulanan yanlış politikalar ve plansızlıklar yüzünden bugünlere geldiğini söyleyen Yönetim Kurulu üyemiz Mehmet Şahbaz, et fiyatlarının hızla yükselmesinin ardından gündeme getirilen et ithalatı kararının, soruna çözüm yaratmaktan öte sıkıntıların katlanarak büyümesine yol açacağını vurguladı.

Vatandaşa ucuz et yedirmeyi hedefleyen canlı hayvan ve et ithalatı kararının, sadece büyük üreticileri değil, geçimlerini bu şekilde sağlayan binlerce küçük işletme ve aileyi de derinden sarsacağını ve sektörde derin yaralar açacağını vurgulayan Mehmet Şahbaz, "Geçici olarak yaşandığına inanılan et fiyatlarındaki artışa çözüm olarak düşünülen böylesine kapsamlı bir ithalat kavramı, Türk hayvancılık sektörünün tamamen yok olmasına neden olabilecek ve ülkemizin dışa bağımlı olduğu sektörlere bir yenisinin daha eklenmesini sağlamaktan öte bir işe yaramayacaktır" dedi.

Et fiyatlarının spekülatif olmadığını, Türkiye'de geride bıraktığımız son yıllarda ağırlıklı olarak yapılan koyun ihracatına bağlı olarak hayvan sayısının düştüğünü kaydeden Şahbaz, ?Şu anda üreticiden kilosu 15-16 TL'ye alınan et market reyonlarında 40-50 TL'ye satılıyor. Bu fark besicinin cebine girmiyor. Arada spekülatörler kazanıyor. Piyasada satılan etin fiyatı, kesinlikle besicinin elinden çıkan fiyat değildir? diye konuştu.

Son yıllarda tarım sektöründe önemli sıkıntılar yaşandığını, bu kesimin toparlanabilmesine yönelik kararlar beklenirken, hayvancılık sektörüne de yeni bir darbe vurulmak istendiğini kaydeden Yönetim Kurulu üyemiz Mehmet Şahbaz, ?2003-2009 yılları arasında enflasyon yüzde 61, yem fiyatları ise yüzde 67 artarken, et fiyatlarındaki artış ise ancak yüzde 24'lerde kalmış ve üreticiler büyük sıkıntılar yaşamıştı. Ancak girdilerdeki büyük artışa karşın etin neden ucuzladığı kimsenin aklına bile gelmemişti. Şimdi ise et ithalini gündeme getirmek isteyenler buna gerekçe olarak Türkiye'de dünyanın en pahalı etinin satıldığını gerekçe göstermek istemektedirler. Oysa ülkemiz, başta benzin olmak üzere tarım ve hayvancılığın önemli girdilerinde de dünya şampiyonudur. Et fiyatları açısından ABD, Avustralya ve Avrupa ülkelerini örnek gösterenlerin bu ülkelerdeki yem ve diğer girdi fiyatlarını incelemelerinde de yarar görüyoruz. Sektörde ihtiyaç duyulan tüm girdiler pahalı iken, etin fiyatının düşmesini beklemek sağduyulu bir yaklaşım değildir. Et ithalatının başlamasıyla birlikte geçimlerini bu şekilde sağlayan tüm besici ve üreticilerin de sonu hazırlanmış olmaktadır. Böylelikle de Türkiye tümüyle ithal ete muhtaç olduğu bir sürece sürüklenmiş olacaktır. Hayvancılık sektörünün desteklenerek binbir güçlük altındaki besicilerin kalkındırılması gerektiği bir dönemde böylesine acımasız kararların yürürlüğü konulmasını son derece üzüntüyle karşılıyoruz. Destekleme önlemlerinin yanı sıra, sektördeki KDV'nin yüzde 8'den 1'e düşürülmesi ile hem et fiyatlarının düşürülerek vatandaşın beklentilerine cevap verilebilmesi hem de besicilerin desteklenmesi mümkün iken, dışa bağımlılığın yolunu açan bu kararı hayvancılığa indirilen bir darbe olarak değerlendiriyoruz. Hükümet bu kararı derhal durdurmalı ve ithalat yasağı devam etmelidir'' dedi.

Sektörde hayvanların bir bölümünün eti, bir bölümünün ise sütü için beslendiğini, son yıllarda yem fiyatlarının hızla yükselmesinin yanında, süt fiyatlarının da düşmesinin, sütü için beslenen hayvanların kesime gönderilmesine yol açtığını ifade eden Şahbaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Süt hayvanının beslenmesinde sütün fiyatı kadar, yem fiyatları da belirleyici olmaktadır. Bu nedenle hayvanı beslemenin, önemli bir maliyeti vardır. O maliyeti belirleyen temel faktör ise yem fiyatlarıdır. Yem fiyatlarının, et fiyatlarına oranla sürekli yükseldiği bir ortamda, üretici gelirini belli bir düzeyde tutabilmek için elindeki hayvanlarını kesmek zorundadır. Bu şartlar altında belirli bir süre sonra stokların tükenmesi nedeniyle et fiyatlarının artması kaçınılmazdır. Nitekim 2007 ve 2008 yıllarında kesilen hayvan sayısının toplam hayvan sayısına oranı yüzde 40 artmıştır. Sorunun nedeni TÜİK rakamlarıyla da somutlaşmaktadır. Buna göre; 2008 yılında kırmızı et üretimi, bir önceki yıla göre toplamda yüzde 16,18 oranında azalarak 482.458 ton olmuştur. Sığır etinde yüzde 14,20, koyun etinde yüzde 17,69, keçi etinde ise yüzde 43,02 azalış olmuştur. Ticaret Borsalarımızın kayıtlarına göre ise kırmızı et üretimi yılda 1 milyon 200 bin ton olarak gerçekleşmektedir.Bu rakamları 2009 yılı ile kıyasladığımızda ise azalmanın devam ettiğini ve et üretiminde yüzde 21 oranında düşüş olduğunu görüyoruz. Besicilik, Türkiye'de 17 milyon insanın geçimini sağladığı tarım sektörüyle birlikte büyüyen son derece önemli bir sektördür. Devletten yeterli destek alamayan milyonlarca insan et, süt üreterek, az kazançla kimseye yük olmadan hayatını sürdürebilme çabasındadır. O nedenle üreticinin süt ve yem fiyatları karşısında aciz bir duruma düşürülerek beslediği hayvanını kesmek gibi bir anternatife yönlendirilmesinde hiçbir yarar bulunmaktadır. Bu nedenle gereken destek ve önlemler alındıktan sonra, gebe hayvan, süt kuzusu ve düve kesim yasağının denetlenmesine yönelik çalışmalar artırılmalı, özellikle canlı hayvan sayısının kayıt altına alınarak reel hayvan nüfusu belirlenmeli ve Türkiye'nin, damızlık düve veya altı aylık erkek dana açığı çözümlenmelidir. Yem sıkıntısının aşılabilmesine dönük olarak, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün sorumluluğunda bulunan tarım arazilerinin cüzi fiyatla besicilik yapan vatandaşlarımıza kiralanmasının da bu alanda önemli bir rahatlama yaratacağına inanıyoruz. Yeri gelmişken şunu da üzülerek ifade etmek istiyorum ki, Türkiye'nin sektörün gereksinimleri saptayacak ve ısrarlı takip ve çaba harcayarak bu alandaki sorunlara çözüm üretebilecek bir hayvancılık politikası yoktur. Zaten olsaydı sektör bu kadar çaresiz duruma sürüklenmezdi. Bu bakımdan şimdiye kadar yapılan hatalar bir yana bırakılarak, Hükümetimiz tarafından sıkıntıların önümüzdeki dönemde daha da büyümesinin önüne geçebilecek politikaların hayata geçirilmesi acil zorunluluk arzetmektedir."

Küresel ekonomi yüzde 23 daraldı

Dünya ekonomisinde küresel ekonomik krizin hüküm sürdüğü 2008 ve 2009 yıllarında yüzde 23 daralma yaşandığı, bu oranın 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en yüksek rakam olduğu bildirildi.

Dış ticaretin geliştirilebilmesine yönelik olarak, uluslararası pazarlara açılmak ve yeni müşterilere ulaşmak isteyen firmalar açısından yararlı sonuçlar alınabilmesi amacıyla Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) koordinasyonunda, "Pazara Giriş Komitesi" çatısı altında "Pazara Giriş Faaliyetleri Çalışma Grubu" ile "Pazara Giriş Engelleri Çalışma Grubu"oluşturuldu.

Adana firmalarının konu hakkında bilgilendirilebilmesine yönelik olarak, Odamız Meclis salonunda düzenlenen toplantıda konuşan Dış Ticaret Müsteşarlığı uzmanları, önümüzdeki dönemde dış ticaretin geliştirilebilmesine yönelik önemli çalışmalara imza atılacağını vurguladılar.

İhracat Genel Müdürlüğü Şube Müdürü Savaş Malkoç, küresel kriz sürecinde Türk ve dünya ekonomisini değerlendirdiği konuşmasında, "DTM'nin önümüzdeki dönemdeki stratejilerini, Türk ekonomisinin önünün açılabilmesine yönelik olarak mevcut ihraç pazarlarındaki payın korunması ve alternatif pazarlara giriş imkanlarının yaratılması, bu alanda elde edilen kazanımların yeni açılım ve stratejilerle sürdürülebilir hale getirilmesi, ihracatçıların pazarlar hakkında doğru ve zamanında bilgilendirilmesi ve daha etkin pazara giriş faaliyetlerinin yapılmasının oluşturacağını" açıkladı.

Türkiye'nin ihracatının 2000-2008 yılları arasında dört kat arttığını, 2009'da ise rakamların tersine döndüğünü ve 30 milyar dolara tekabül eden yüzde 22.6'lık bir azalma yaşandığını kaydeden Savaş Malkoç, aynı dönemde dünya ekonomisinin de yüzde 23 daralmayla 2. Dünya Savaşı'ndan günümüze kadarki en yüksek küçülmeyi kaydettiğini söyledi.

2009 yılında, Türkiye'nin 140 ülkeye yönelik ihracatında azalma, 75 ülkeye ihracatında ise artış yaşandığını vurgulayan Malkoç, Adana'nın ise aynı dönemde 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan 10 ilden birisi olduğunu vurguladı. Savaş Malkoç, "Küresel ekonomik krizin tüm ekonomileri değişik oranlarda etkilediği günümüzde; potansiyel arz eden yeni pazarları belirlemek ve girmek, mevcut pazarlardaki payımızı korumak, kamu ve özel sektör arasındaki bilgi akışını daha etkin hale getirmek, ihracat pazarlarında karşılaşılan sorunları hızlı ve etkin şekilde çözümlemek ve pazara giriş faaliyetlerinin koordinasyonunu, planlamasını, raporlanmasını etkin bir biçimde yerine getirmeyi amaçlıyoruz" dedi.

Önümüzdeki dönemde, pazara giriş faaliyetlerinin yoğunlaştırılacağı ülkelerin tespiti amacıyla; Küresel krize rağmen ekonomik büyümesi devam eden veya dış ticaret hacminde önemli gerileme yaşanmayan ülkeler arasından, A.B.D., Ç.H.C., Rusya Federasyonu, Hindistan, Brezilya, Kanada, Polonya, Nijerya, Mısır, İran, S. Arabistan, Cezayir, Libya, Ürdün ve Katar'ın hedef ülkeler olarak belirlendiğini kaydeden Malkoç, bu 15 ülke ile ticari ilişkilerin artırılabilmesine yönelik etkin bir çalışma yürütüleceğini vurguladı.

Toplantının daha sonraki bölümlerinde konuşan DTM uzmanları Talat Kaya ve Serdar Kumbaracı ile İhracatı Geliştirme Merkezi uzmanlarından Gülsevin Onur da, dış pazarlarda karşılaşılan engellerin belirlenerek yaşanan sorunların ortadan kaldırılabilmesine yönelik çalışmalar yapılması, bu paralelde Türk dış ticaretinin geliştirilebilmesine yönelik olarak uygulamaya konulacak yeni çalışmalarla ilgili bilgi sunumunda bulundular.

Vakıf Üniversitemizin Mütevelli Heyeti belirlendi

Odamızın Nisan ayı olağan Meclis toplantısında, kurulma çalışmaları yürütülen ATO Vakıf Üniversitesi'nin 14 kişilik Mütevelli Heyeti belirlendi.

Meclis Başkanımız Behiç Pakyürek Başkanlığı'ndaki Nisan ayı Meclis toplantısında, mart ayı mizanı ve Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu'nun okunup oylanmasının ardından ATO Vakıf Üniversitesi Mütevelli Heyeti seçimi yapıldı. Kapalı oy sistemiyle gerçekleşen seçimde Mütevelli Heyeti, Emine Nargile, Naim Çetin, Muzaffer Emin Yumuşak, Nesrin Göçhan, Halil Avcı, Mehmet Ali Kıraç, Zübeyt Şendur, Rafet Balkaroğlu, Sami Geçioğlu, Salih Talay, Recai Akün, Nedim Serintürk, Nadir Özata ve Reşit Ebiri'den oluştu.

Oylamanın ardından söz alan Yönetim Kurulu Başkanımız Şaban Baş, ATO Vakıf Üniversitesi çalışmalarının resmen başlayabilmesi için Mütevelli Heyet'in seçilmiş olması gerektiğini hatırlattığı konuşmasında, "Belirlenen heyet, üniversitenin kurulma aşamasındaki tüm evreleri ve yaptırımları inceleyecek ve Odamızın bu yöndeki düşüncelerini netleştirecektir. Odamızın büyük önem verdiği Vakıf Üniversitesi çalışmalarını yürütmek için görev alan Mütevelli Heyeti'nin tüm üyelerini kutluyor, başarılar diyorum" dedi.

Adana-Güney Kore dostluğu Ortadoğu ticareti ile pekişecek

Güney Kore'nin Ankara Büyükelçisi Jae Hyun Bae, Türkiye ile Güney Kore'nin tarihten gelen bir dostluğu bulunduğunu belirterek, "Bu dostluğu karşılıklı ticaretle en üst seviyeye taşımamız gerekiyor. Ortadoğu pazarını Adana üzerinden en iyi şekilde değerlendirmeliyiz" dedi.

Güney Kore'nin Ankara Büyükelçisi Jae Hyun Bae, Yönetim Kurulu Başkanımız Şaban Baş'ı ziyaret ederek Adana'nın ekonomik potansiyelinin değerlendirilmesi konusunda görüş alışverişinde bulundu. 2010 yılının, Türkiye'nin de asker gönderdiği Kore Savaşı'nın 60. Yıldönümü olduğunu ifade eden Büyükelçi Jae Hyun Bae, "Güney Kore, Türkiye'nin savaş yıllarında yaptığı yardımı hiçbir zaman unutmamıştır. Bu nedenle Türkiye ile olan dostluğumuzu ticarete yansıtmak istiyoruz. Adana'ya gelişimizin birinci amacı, ortak çalışmalarla Ortadoğu pazarına yoğunlaşmaktır. Çünkü Adana, gerek hava, kara, deniz ve demiryolu ağı, gerekse Yumurtalık Ayrıcalıklı Sanayi Bölgesi'nin merkezinde bulunuyor. Bu özellikleri mutlaka birlikte değerlendirmemiz gerekiyor" diye konuştu.

Yönetim Kurulu Başkanımız Şaban Baş da, Güney Kore ile Adana arasındaki ticaret hacminin olması gereken noktadan uzak olduğunu ifade ederek, "Adana'da, yatırım ve ticaret yapılabilmesi için her türlü unsur hazır. Özellikle Ortadoğu pazarı, Adana için önemli bir pazar. Bu pazardaki payımızı Güney Kore ile birlikte en üst seviyeye çıkarabiliriz. Çünkü Ortadoğu'ya giden bütün yollar Adana'dan geçiyor. Bu yolu Güney Koreli dostlarımızla birlikte genişletmek bizleri de mutlu eder" görüşlerini dile getirdi.

Lübnan'dan 3 milyar dolarlık yatırım daveti

Savaşın ekonomisinde açtığı ağır yaraları kapatabilme gayreti ve arayışında olan Lübnan, bu ülkede 2012 yılına kadar açılacak olan ve toplam tutarı 3 milyar dolara ulaşan ihalelere Türk firmalarının katılmalarını istiyor.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu Başkanlığı'ndaki, aralarında Yönetim Kurulu Başkanımız Şaban Baş'ın da bulunduğu Türk işadamları heyeti, Lübnanlı işadamlarıyla işbirliği yapabilecekleri alanları görüşmek üzere Türk Lübnan Ekonomik Konferansı'na katıldı ve bu ülkede incelemelerde bulundu.

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, Lübnan Ticaret ve Sanayi Odası'nda düzenlediği basın toplantısında da, Türkiye'nin bölgede ekonomik güç olarak önemli bir konumda bulunduğunu belirterek şunları söyledi:

''Arap kardeşlerimizle tüm alanlarda işbirliği yapmak istiyoruz. TOBB ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) olarak Türkiye ile Arap ülkeleri ekonomik ilişkilerimizin gelişmesi için çalışma yapmaktayız. Lübnan'ın biz Türk iş dünyasında özel bir yeri vardır. Lübnan Orta Doğu'nun bir özetidir. Atlantik Okyanusu'ndan Basra Körfezi'ne kadar uzanan 350 milyonluk büyük bir Arap pazarına mal satmanın yolu Beyrut'tan geçer. Türk halkı Lübnan'da istikrarın korunmasına önem veriyor ve ulusal uzlaşı sürecini destekliyoruz."

İki ülke arasında vizelerin kalkmasıyla ticaret hacminin 800 milyon dolara çıktığını belirten Hisarcıklıoğlu, "İki ülke arasında Serbest Ticaret Anlaşması'nın imzalanması en önemli konuların başında gelmektedir. Hükümetlerin bir an önce müzakereleri tamamlaması ve böylece anlaşmanın imzalanması, bizi iş adamlarına daha rahat bir ticaret ortamı sağlayacak ve ülkelerimizin refahlarının artışı için üzerimize düşen görevi layıkıyla yerine getirmemize vesile olacaktır" dedi.

Türkiye'nin güney illeri ile Beyrut arasında hızlı feribot seferlerinin başlatılmasının iki ülke arasındaki işbirliğini artıracağı konusunda fikir birliğine vardıklarını da belirten Hisarcıklıoğlu, iki ülke arasındaki ulaşım sorunun böylece çözmek istediklerini belirterek şunları vurguladı:

Türk müteahhitlerin dünyada ikinci büyük güç olduğunu da sözlerine ekleyen Hisarcıklıoğlu, Lübnan'da Türkler'in yaptığı işlerin sınırlı kaldığını ancak Lübnan Maliye Bakanı'nın forumda Türk müteahhitlerini ülkeye davet ettiğini belirterek, "Lübnan'da savaşlar nedeniyle tahrip olan su kanalizasyon, elektrik, telekomünikasyon ve yol yapısının yenilenmesi için bu yıl ve gelecek yıl ihaleler açılacağı belirtildi. Bunun 3 milyar dolar değerinde olduğu söylendi. 2012 yılına kadar açılacak olan bin 500 ihalenin bin adedinin Türk firmalarının da girebileceği türden olduğu söylendi. Türk Lübnan ortaklığıyla, bu yıl çıkarılması beklenen yasayla bu alanda tecrübesi bulunan Türk firmaları Lübnan pazarında önemli başarılara imza atacaktır" diye konuştu.

Sağlık Ocağımız hizmete hazır

Odamız tarafından yaptırılan ATO Kalıtsal Kan Hastalıkları Tanı ve Tedavi Merkezi hizmet vermeye hazır hale getirildi.

Yönetim Kurulumuz ile bazı Meclis üyelerimiz, yapımı tamamlanan ATO Kalıtsal Kan Hastalıkları Tanı ve Tedavi Merkezi'ne inceleme ziyareti düzenledi. Akkapı Mahallesi'nde, Büyükşehir Belediyesi tarafından tahsis edilen araziye yapılan merkezde, acil müdahale ve gözlem odalarının yanı sıra laboratuvar, kan bankası ve eczane de bulunuyor. Merkez hakkında bilgi veren Yönetim Kurulu Başkanımız Şaban Baş, Akdeniz Anemisi olarak da adlandırılan hastalığa kentin güney kesimlerinde daha sık rastlandığını ifade ederek, "ATO Kalıtsal Kan Hastalıkları Tanı ve Tedavi Merkezi'nin Akkapı Mahallesi'ne yapılmış olması çok anlamlı. Çünkü böyle bir tesise gerçek anlamda ihtiyaç vardı. Adana'nın ekonomik göstergelerinin en üst seviyeye çıkarılabilmesine dönük etkinlik ve çalışmalarla tanınan Odamız, kentin sağlık sorunlarına da kayıtsız kalmadı ve bu alandaki ikinci tesisi de Adana'ya kazandırdı" dedi.

112 Acil İstasyonu olarak da kullanılacak merkez, İl Sağlık Müdürlüğü'ne devredilmesinin ardından düzenlenecek törenle hizmete açılacak.

"En İyi Basın Bürosu" seçildik

Odamız Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, kentte aynı alanda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların basın büroları arasında "En İyi Basın Bürosu" seçildi. Ödülü, Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürümüz Mehmet Aka'ya takdim eden, Doruk Gazetesi Sahibi Fatma Tekbaş, söz konusu anketin 1 Ocak -15 Nisan 2010 tarihleri arasında, (http://www.dorukgazetesi.com) adresli internet sitesinde düzenlendiğini, ankete katılan binin üzerindeki gazeteci ve gazete okuyucusundan 315'inin oyunu alan ATO Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nün bu ödüle değer görüldüğünü söyledi.